Batı Şeria'da Abluka 12. Günde: 3 Aile Evlerinde Esir!
İsrail güçlerinin, işgal altındaki Batı Şeria'nın Nablus kentine bağlı Kusra beldesinde Filistinli 3 ailenin evine yönelik ablukası 12. gününde sürüyor. Abluka nedeniyle ailelerin temel ihtiyaçlara erişimi tamamen engellenirken, bölgedeki tansiyon her geçen gün artıyor.
İşgalci İsrail güçlerinin, Batı Şeria'nın Nablus kentine bağlı Kusra beldesinde Filistinli 3 ailenin evine yönelik ablukası, bugün itibarıyla 12. gününe girdi. Aylardır artan gerilimle birlikte, gözler bir kez daha bölgedeki insani duruma çevrilmiş durumda. Abluka altındaki ailelerin, askeri kuşatma nedeniyle evlerinden çıkmalarına dahi izin verilmiyor. Bu durum, uluslararası toplumun tepkisini çekerken, Filistinli yetkililer de durumu 'insanlık suçu' olarak nitelendiriyor.
Kusra, Nablus'un güneyinde, Yitzhar yerleşiminin hemen yakınında bulunan yaklaşık 2 bin nüfuslu küçük bir köy. Yerleşimcilerin ve ordunun sürekli baskısına maruz kalan köy, son haftalarda şiddet olaylarının merkezi hâline geldi. Abluka altındaki evlerin, daha önce düzenlenen baskınlarda gözaltına alınan kişilere ait olduğu öğrenildi. Ancak askeri kaynaklar, operasyonun gerekçesi hakkında detaylı bilgi vermekten kaçınıyor.
Köy halkı, ablukanın bir tür kolektif cezalandırma yöntemi olduğunu ve masum sivillerin hedef alındığını belirtiyor. Filistin Kızılayı ekipleri, kuşatma nedeniyle bölgeye giremiyor. Abluka altındaki ailelerin gıda, su ve ilaç gibi temel ihtiyaçları tükenmek üzere. Durumun aciliyeti, insani yardım kuruluşlarının çağrılarını artırıyor.
Kusra'da 12 Gündür Süren İnsani Dram
Evlerinin önünde konuşlanan askeri araçlar ve keskin nişancılar, ailelerin adeta birer açık hava hapishanesinde yaşamasına neden oluyor. Görgü tanıklarının anlattığına göre, abluka sırasında askerler, dışarı çıkan herkese ateş açmakla tehdit ediyor. Yakın köylerden duyulan silah sesleri, bölgedeki gerginliğin boyutunu gözler önüne seriyor.
Üç Ailenin Evleri Hâlâ Kuşatma Altında
Abluka altındaki evlerden birinde yaşayan Hassan ailesi, 3 çocuklarıyla birlikte mahsur kalmış durumda. Ailenin en küçüğü sadece 2 yaşında. Baba Hassan, telefonla yaptığı görüşmede, “Çocuklarım sürekli ağlıyor. Evimizin içinde rehin gibiyiz. Ne markete ne hastaneye gidebiliyoruz. Kimse bize yardım edemiyor” dedi. Diğer iki ailenin de benzer durumda olduğu, komşularının evlere erişmeye çalıştığı ancak askerler tarafından geri püskürtüldüğü aktarılıyor.
Köy muhtarı, ablukanın sadece bu 3 evle sınırlı kalmadığını, köyün ana yollarının da zaman zaman kapatıldığını ifade etti. Muhtar, “Bu bir psikolojik savaş. Tüm köyü sindirmek istiyorlar. Ama halkımız direniyor. Biz bu toprakların sahibiyiz, onlar işgalci” şeklinde konuştu.
Ablukanın Gerekçeleri ve Bölgedeki Tansiyon
İsrail ordusu, ablukanın “güvenlik operasyonu” kapsamında yapıldığını, evlerde aranan kişilerin bulunduğunu öne sürüyor. Ancak bölgedeki gözlemciler, bu tür uygulamaların çoğunlukla yerleşimci şiddetinin bir uzantısı olduğuna dikkat çekiyor. Nitekim son haftalarda Yitzhar yerleşimindeki aşırılık yanlısı grupların, Kusra köylülerine yönelik saldırıları artmış; bu saldırılarda birçok Filistinli yaralanmış ve tarlalar yakılmıştı.
Uluslararası toplumun uzun süredir kınadığı bu uygulamalar, ateşkesin sağlanmasına yönelik çabaları da sekteye uğratıyor. Birleşmiş Milletler'in verilerine göre, Batı Şeria'da 2026 yılı başından bu yana yüzlerce Filistinli gözaltına alındı ve birçok ev yıkıldı ya da işgal edildi. Bu durum, iki devletli çözümün giderek imkânsız hâle geldiğini gösteriyor.
Filistinliler İçin Büyüyen İnsani Kriz
Ablukanın 12. gününde, insani yardım kuruluşları bölgeye erişim izni verilmediğini duyurdu. Birleşmiş Milletler Yakın Doğu Filistin Mültecilerine Yardım Ajansı (UNRWA), sivil halkın korunması çağrısında bulunarak, “Abluka altındaki ailelerin acil tıbbi desteğe ihtiyacı var” açıklamasını yaptı. Ancak İsrail makamları, bu çağrılara henüz yanıt vermedi.
Gıda, Su ve Tıbbi Malzeme Erişimi
Kuşatma altındaki evlerde, stokların tükenmek üzere olduğu bildiriliyor. Ailelerin, yalnızca evlerinde bulunan birkaç günlük erzakla idare etmeye çalıştığı öğrenildi. Özellikle kronik hastalığı olanlar, düzenli kullandıkları ilaçları alamadıkları için hayati riskle karşı karşıya. Su şebekesinin de zaman zaman kesildiği köyde, halk yağmur sularını biriktirmek zorunda kalıyor. Kızılay ekipleri, “Bölgeye ulaşamıyoruz. Bu bir insanlık trajedisi” ifadelerini kullandı.
Uluslararası hukuka göre, işgalci güç, işgal altındaki topraklarda yaşayan sivillerin temel insani ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün ihlal edilmesi, savaş suçu teşkil edebilir. Ancak İsrail, uzun yıllardır benzer uygulamalara karşı uluslararası yaptırımlardan muaf şekilde hareket ediyor.
Çocuklar ve Hassas Gruplar Üzerindeki Etkiler
Abluka altındaki evlerde bulunan toplam 7 çocuk, en büyük mağduriyeti yaşayanlar arasında. Çocukların psikolojik durumlarının ciddi şekilde bozulduğu, bazılarının uykuyu ve yemeği bıraktığı belirtiliyor. Bir anne, çocuklarının askerlerin silahlarından ve gece yapılan baskınlardan korktuğunu, sürekli ağladıklarını anlattı. Filistinli ruh sağlığı uzmanları, bu tür travmaların uzun vadeli etkilerine dikkat çekerek, acil psikososyal destek çağrısı yapıyor.
Yaşlı ve hasta bireylerin durumu ise daha da kritik. Kuşatma nedeniyle evde kalan 70 yaşındaki bir kadının tansiyon ilaçlarının bittiği, komşularının ilaç ulaştırmaya çalıştığı ancak askerlerin izin vermediği aktarıldı. Bu yaşanılanlar, bölgedeki insan hakları örgütlerinin raporlarına yansıyor; her geçen gün ağırlaşan insani koşullar, uluslararası kamuoyunun gündemine taşınıyor.
Uluslararası Hukuk ve Siyasi Tepkiler
İsrail'in Batı Şeria'daki abluka ve baskın politikaları, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nde defalarca ele alındı. 1967'den bu yana süren işgal, uluslararası hukuka aykırı kabul ediliyor. 2004 yılında Uluslararası Adalet Divanı, işgal duvarının hukuka aykırı olduğuna hükmetmiş, ancak bu kararın uygulanması bugüne kadar sağlanamadı.
BM ve Uluslararası Kuruluşların Çağrıları
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi, “Ablukalar, kolektif cezalandırma yasağını ihlal ediyor. Sivillerin yaşam hakkı, özgürlük hakkı ve hareket özgürlüğü ağır şekilde kısıtlanıyor” açıklamasında bulundu. Avrupa Birliği'nden yapılan yazılı açıklamada ise “İsrail'in Batı Şeria'da tek taraflı adımları durdurması gerekiyor” ifadelerine yer verildi.
Birçok ülke, olayı kınayan bildiriler yayımladı. Türkiye Dışişleri Bakanlığı da yaptığı yazılı açıklamada, “Filistin halkının yanındayız. Bu insanlık dışı uygulamalar karşısında uluslararası toplum harekete geçmelidir” değerlendirmesinde bulundu.
Türkiye'den ve Arap Ülkelerinden Tepkiler
Bölgede yaşananlar, Arap kamuoyunda da geniş yankı uyandırdı. Mısır ve Ürdün dışişleri bakanlıkları, İsrail'e baskı yapılması çağrısında bulundu. Suudi Arabistan ise, “Kudüs ve Batı Şeria'da Filistin halkına yönelik her türlü saldırıyı reddediyoruz” dedi. Bu açıklamalar, İsrail'in bölgede yalnızlaştığını gösteriyor.
Ancak analistler, bu tepkilerin çoğunun sembolik kalmaktan öteye geçmediğini belirtiyor. Gerçek bir yaptırım mekanizması olmadığı için İsrail, benzer uygulamalarına devam ediyor. Orta Doğu'daki dengeler, özellikle İbrahim Anlaşmaları sonrası bazı Arap ülkelerinin İsrail ile normalleşmesi, Filistin davasını zayıflatmış durumda.
Geçmişten Bugüne Batı Şeria'da Abluka Yöntemleri
Batı Şeria'da evlere yönelik bu tür ablukalar, işgal tarihi boyunca sıkça başvurulan bir yöntem oldu. İsrail ordusu, “arama ve tutuklama operasyonları” adı altında birçok Filistinlinin evini basıyor, hatta bazı evleri mühürleyerek kullanılamaz hâle getiriyor. Bu uygulamalar, sivillere yönelik toplu cezalandırma olarak nitelendiriliyor.
Benzer Uygulamaların Tarihçesi
1987 ve 2000 intifadalarında da benzer ablukalar yaşandı; aylarca evlerinde kilitli kalan aileler oldu. 2010'larda özellikle Hebron bölgesinde evlere dönük kalıcı askeri noktalar kuruldu. Son yıllarda ise bu yöntemlerin sıklığı arttı. 2023'ten bu yana Gazze'deki çatışmaların Batı Şeria'ya sıçramasıyla birlikte, ordunun bu bölgedeki operasyonları da yoğunlaştı.
Kusra Köyünün Stratejik Önemi
Kusra, Nablus'un güneyinde yer alması nedeniyle stratejik bir konuma sahip. Bölge, Batı Şeria'nın kuzey nehir vadisini güneye bağlayan yollar üzerinde bulunuyor. Ayrıca bölgedeki Yahudi yerleşimleri, Filistin topraklarını parçalayarak kesintisiz bir İsrail kontrolü sağlamayı amaçlıyor. Bu nedenle köy, hem yerleşimcilerin hem de ordunun hedefi hâline getirilmiş durumda. Filistinliler, bu coğrafyada yaşam alanlarını korumanın varoluşsal bir mücadele olduğunu söylüyor.
Uzmanlar, İsrail'in bu politikalarının Kalifornia'dan daha büyük bir alanı işgal ettiğini ve 700 binden fazla yerleşimcinin Batı Şeria'da yaşadığını belirtiyor. Yerleşimlerin genişlemesi, Filistin toprakları üzerindeki iki devletli çözüm umutlarını giderek tüketiyor.
Sonuç: Umut ve Mücadele
Kusra'daki abluka, sadece 3 ailenin değil, tüm Batı Şeria'nın yaşadığı işgalin bir özeti. Filistinliler, her gün evlerinde, tarlalarında ve okullarında bu baskıyı hissetmek zorunda bırakılıyor. Abluka altındaki ailelerin geleceği ise hâlâ belirsizliğini koruyor. Filistinli yetkililer, durumu Uluslararası Ceza Mahkemesi'ne taşıyacaklarını açıkladı.
İnsan hakları savunucularına göre, yaşananlar yalnızca bir hukuk ihlali değil, aynı zamanda insani bir trajedi. Çözümün ancak uluslararası toplumun kararlı tutumuyla mümkün olabileceği ifade ediliyor. Abluka bugün 12. gününde; ancak bu sürenin ne kadar daha uzayacağı bilinmiyor. Filistin halkı ise, tüm zorluklara rağmen vatan topraklarına bağlılığını ve direnişini sürdürüyor. Kusra'da umut, hâlâ tükenmiş değil; her sabah güneş doğuyor ve aileler, bir gün özgürce kapılarını açabilecekleri günün hayalini kuruyor.