Batı Şeria'da Ev Ablukası 12 Gündür Sürüyor: Ailelerin Dramı Büyüyor!
İşgal altındaki Batı Şeria'nın Nablus kentine bağlı Kusra köyünde, üç Filistinli ailenin evlerine yönelik İsrail ablukası 12. gününde devam ediyor. Aileler, temel ihtiyaçlardan mahrum bırakılırken uluslararası hukuka aykırı bu uygulama tepkilere yol açıyor.
İşgal altındaki Batı Şeria'da, Nablus kentine bağlı Kusra köyünde yaşayan üç Filistinli ailenin evlerine yönelik İsrail ablukası 12. gününe girdi. İsrail askerleri ve silahlı yerleşimcilerin çevresini sardığı evlerde mahsur kalan ailelerin, temel ihtiyaçlara erişimde büyük güçlükler yaşadığı belirtiliyor. Bölgedeki insan hakları gözlemcileri, ablukanın kolektif cezalandırma niteliği taşıdığını ve uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurguluyor.
Batı Şeria'da Tırmanan Gerilim: Kusra Köyündeki Abluka
Kusra köyü, Nablus'un güneyinde, işgal altındaki Batı Şeria'nın kritik noktalarından birinde yer alıyor. 9 Ağustos'ta başladığı bildirilen abluka nedeniyle üç aile, evlerine kilitlenmiş durumda. Görgü tanıkları, İsrail askerlerinin evlerin çevresine beton bloklar yerleştirdiğini ve çıkışlara izin verilmediğini aktarıyor. Ailelerin, gıda ve ilaç stoklarının tükenmek üzere olduğu, çocukların okula gidemediği ve yaşlıların düzenli sağlık hizmeti alamadığı öğrenildi.
Filistin resmi haber ajansına göre, Kusra Belediye Başkanı Ayid Salim, ablukanın "köy halkını göçe zorlama amacı taşıdığını" söyledi. Salim, "Bu, evleri yıkma kampanyasının bir parçası. Yerleşimciler ve ordu, topraklarımızı gaspetmek için her yolu deniyor" ifadelerini kullandı.
"Bu, evleri yıkma kampanyasının bir parçası. Yerleşimciler ve ordu, topraklarımızı gaspetmek için her yolu deniyor."
Belediye başkanının açıklamaları, bölgede artan yerleşimci şiddeti ile mücadele eden Filistin yönetiminin de endişelerini artırıyor.
Ablukanın Detayları: Kimler Etkileniyor?
Ablukanın doğrudan muhatabı olan üç aile, köyün yakınındaki Evyatar yerleşim karakolunun genişletilmesi nedeniyle hedef seçilmiş gibi görünüyor. Evleri, yerleşimciler tarafından sürekli taciz edilen ailelerin, son haftalarda geceleri silah sesleriyle uyandığı belirtiliyor. Çocukların psikolojik durumunun bozulduğu, bu nedenle köydeki doktorların evde bakım hizmeti vermeye çalıştığı aktarılıyor. Aileler, herhangi bir suçlama olmadan tamamen keyfi bir uygulama ile karşı karşıya olduklarını dile getiriyor.
- Gıda ve ilaç sıkıntısı
- Çocukların eğitime erişememesi
- Sağlık hizmetlerinin aksaması
Kusra sakinleri, ablukanın yanı sıra tarım arazilerine erişimde de engelleme yaşandığını kaydediyor. Zeytin hasadı yaklaşırken, çiftçilerin ekili alanlarına girememesi ekonomik kayıplara yol açıyor. Batı Şeria'da tarım, binlerce ailenin geçim kaynağı. Bu ablukanın, bölgedeki ekonomik istikrarı daha da sarstığı belirtiliyor.
Yerleşimci Şiddeti ve Uluslararası Hukuk İhlalleri
İsrail'in 1967'den bu yana süren işgali altında Batı Şeria'da yüzlerce yerleşim yeri kurulmuş durumda. Birleşmiş Milletler'e göre, Batı Şeria'da 700 bine yakın İsrailli yerleşimci yaşıyor. Bu yerleşimlerin tamamı, 4. Cenevre Sözleşmesi'nin 49. maddesi gereğince yasadışı kabul ediliyor. Uzmanlar, ev ablukalarının da bu yasa dışı politikanın bir parçası olduğunu ifade ediyor. Uluslararası hukuk, sivil nüfusa karşı toplu cezalandırmayı açıkça yasaklamasına rağmen, İsrail'in bu tür uygulamalara sıklıkla başvurduğu biliniyor.
Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Ofisi'nin raporları, Batı Şeria'da son yıllarda artan yerleşimci şiddetinin, Filistinlilerin yaşam alanlarını daralttığını ortaya koyuyor. Ev yıkımları, zorla tahliyeler ve ablukalar, insanlık dışı davranış olarak nitelendiriliyor. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, bu tür olayların kayıt altına alınması için çağrıda bulunuyor. Ancak İsrail hükümeti, güvenlik gerekçelerini öne sürerek eleştirileri reddediyor.
Birleşmiş Milletler ve İnsan Hakları Örgütlerinin Tepkileri
Kusra'daki abluka, BM ve uluslararası toplumun gündemine gelmiş durumda. BM Özel Temsilcisi Tor Wennesland, taraflara itidal çağrısı yaparken, ablukanın derhal kaldırılması gerektiğini belirtti. Avrupa Birliği yetkilileri de, Filistinli ailelerin korunması gerektiğini ve İsrail'in uluslararası hukuk yükümlülüklerini hatırlattı. Türkiye ise, Filistin halkının yanında olduğunu vurgulayarak, İsrail'in bu tür uygulamalarını kınadı. Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada, "Bu insanlık dışı abluka derhal sona erdirilmelidir" denildi.
Uluslararası toplumun tepkileri her ne kadar sert olsa da, sahadaki durum değişmiyor. Filistinli yetkililer, uluslararası toplumu yaptırım uygulamaya çağırıyor. Ancak İsrail'in en büyük müttefiki olan ABD'nin, bu tür kararları veto ettiği biliniyor. Bu nedenle BM Güvenlik Konseyi'nde kınama kararı bile zorlaşıyor. Uzmanlar, uluslararası mekanizmaların etkisiz kaldığını ve Filistinlilerin bu nedenle daha fazla acı çektiğini belirtiyor.
Kusra Köyü: Stratejik Bir Noktada Hayat Mücadelesi
Kusra, Nablus ve Ramallah arasındaki yol üzerinde, Batı Şeria'nın orta kesiminde yer alıyor. Köyün çevresi, çok sayıda İsrail yerleşimi ve karakolu ile kuşatılmış durumda. Bu durum, köyü yerleşimciler için cazip bir hedef haline getiriyor. Köyün yakınındaki Evyatar karakolu, 2021'de kurulmasının ardından uluslararası kamuoyunda tartışma yaratmıştı. Filistinliler, bu karakolun köylerini boyunduruk altına almak için inşa edildiğini savunuyor.
Kusra'nın tarımsal arazileri, bölgenin en verimli toprakları arasında gösteriliyor. Zeytin ağaçları ve üzüm bağları, köyün ekonomisinin bel kemiğini oluşturuyor. Ancak yerleşimciler, sık sık bu arazilere saldırarak ağaçları söküyor ve çiftçilerin işini engelliyor. Ablukaya eklenen bu tacizler, köy halkının yaşamını daha da zorlaştırıyor.
Yerleşimcilerin Hedefindeki Köy
Kusra, son yıllarda yerleşimci şiddetinin en yoğun yaşandığı bölgelerden biri haline geldi. Geçtiğimiz yıl, köyün girişinde yerleşimciler tarafından açılan ateş sonucu bir Filistinlinin hayatını kaybettiği iddia edildi. Olayların ardından köyde güvenlik önlemleri artırıldı ancak bu kez de ev ablukaları gündeme geldi. Köy sakinleri, yerleşimcilerin baskısından kurtulmak için uluslararası koruma istiyor. Ancak İsrail ordusu, bölgede barışı sağlamak yerine yerleşimcilerle iş birliği yapmakla suçlanıyor.
Filistin Bağımsız İnsan Hakları Komisyonu'nun verilerine göre, Batı Şeria'da bu yılın başından bu yana yüzlerce yerleşimci saldırısı yaşandı. Bu saldırılarda çok sayıda Filistinli yaralanırken, binlerce zeytin ağacı yakıldı. Kusra'daki abluka, bu sistematik baskının son halkası olarak değerlendiriliyor. Köy halkı, uluslararası toplumun duyarsızlığından şikayetçi.
Bölgedeki Gelecek Senaryoları ve Çözüm Çabaları
Batı Şeria'daki durum, iki devletli çözümün giderek imkansız hale geldiğine dair endişeleri artırıyor. Uzmanlar, İsrail'in yerleşim politikalarının bir oldu bitti ile Filistin topraklarını ilhak etmeye çalıştığı görüşünde. Kusra'daki ev ablukası, bu sürecin bir parçası olarak okunuyor. Filistin yönetimi, uluslararası topluma acil müdahale çağrısı yapıyor. Ancak şu ana kadar somut bir adım atılmış değil.
Köy halkı, abluka kaldırılmazsa büyük bir göç dalgası yaşanabileceği uyarısında bulunuyor. Nitekim son yıllarda Batı Şeria'dan göç eden Filistinlilerin sayısı arttı. Ekonomik zorluklar, güvenlik endişeleri ve yaşam alanlarının daralması, göçün başlıca nedenleri. Kusra'daki aileler ise, evlerini terk etmeyeceklerini ve direneceklerini belirtiyor.
Uluslararası Toplumun Rolü Ne Olmalı?
Uzmanlara göre, uluslararası toplumun İsrail üzerinde baskı kurması gerekiyor. Bu baskı, ekonomik yaptırımlardan silah ambargosuna kadar uzanabilir. Güney Afrika'daki apartheid rejimine uygulanan boykotların, değişimde etkili olduğu hatırlatılıyor. Filistinli aktivistler, dünya genelinde BDS (Boykot, Tecrit ve Yaptırım) hareketinin yaygınlaşması gerektiğini savunuyor. Ancak İsrail'i destekleyen ülkelerin tutumu, bu çabaları sürekli engelliyor.
Geçtiğimiz haftalarda, Uluslararası Adalet Divanı'nın işgalin hukuki sonuçlarına ilişkin görüşünde işgali yasadışı ilan etmesi, Filistinliler için bir umut oldu. Ancak bu kararın bağlayıcılığı bulunmuyor. İsrail, kararı tanımadığını açıkladı. Bu nedenle sahadaki fiili durum değişmiyor. Kusra'daki abluka, bu bağlamda, uluslararası hukukun ne kadar zayıf kaldığının bir göstergesi.
Önümüzdeki günlerde, ablukanın kaldırılması için diplomatik girişimler artabilir. Mısır ve Katar gibi ülkelerin arabuluculuk çabaları gündeme gelebilir. Ancak İsrail'in yerleşimci tabanının hükümet üzerindeki etkisi, geri adım atmayı zorlaştırıyor. Köy sakinleri, ablukanın sürmesi halinde uluslararası medyaya daha fazla görüntü vererek seslerini duyuracaklarını belirtiyor.
Sonuç olarak, Batı Şeria'daki Kusra köyünde yaşananlar, işgal altındaki Filistin topraklarındaki sistematik baskının bir örneği. Ablukalar, yerleşimci şiddeti ve toprak gaspları, Filistin halkının yaşam hakkını tehdit ediyor. Uluslararası toplumun bu duruma seyirci kalması, işgalin daha da derinleşmesine yol açıyor. Kusra'daki üç ailenin kaderi, aslında tüm Filistin halkının geleceğini simgeliyor.