Lisanslı depolarda yeni dönem: 35 bin ton kapasite ve yüksek sermaye şartı
Ticaret Bakanlığı'nın yeni tebliğiyle lisanslı depo işletmeleri için asgari kapasite ve ödenmiş sermaye şartları getirildi. Mevcut işletmelere 2028'e kadar uyum süresi tanındı. Sektörde ölçek büyütme ve güvenilirliği artırma hedefleniyor.
Türk tarım ürünleri ticaretinde köklü bir değişiklik kapıda. Ticaret Bakanlığı'nın hazırladığı yeni tebliğler, Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar için kullanılan lisanslı depolar artık çok daha büyük ölçeklerde ve güçlü sermaye yapılarıyla faaliyet gösterecek.[1]
Yeni kapasite ve sermaye eşikleri
Yayımlanan "Hububat, Baklagiller ve Yağlı Tohumlar Lisanslı Depo Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Tebliğ" ile lisanslı depo işletmelerinin merkez ve şubelerindeki her bir deponun kapasitesinin en az 35 bin ton olması zorunlu hale getirildi.[3] Bu eşik, sektörde faaliyet gösteren ya da göstermek isteyen işletmeler için önemli bir ölçek büyütme anlamına geliyor.
İşletmelerin sahip olması gereken asgari ödenmiş sermaye tutarları da kademeli olarak belirlendi. Buna göre:
- 35 bin tona kadar kapasite: 20 milyon TL
- 35 bin 1 ton – 70 bin ton kapasite: 30 milyon TL
- 70 bin 1 ton – 110 bin ton kapasite: 40 milyon TL
- 110 bin tonu aşan her 30 bin ton için ilave 5 milyon TL
Bu tutarlar, sektördeki mali gücü artırmayı ve kayıt dışı yapılanmayı engellemeyi hedefliyor.[1]
Mevcut işletmelere uyum süresi
Asgari sermaye şartını sağlayamayan mevcut işletmelere 31 Aralık 2028 tarihine kadar süre tanındı. Aynı süre, tebliğ öncesinde kuruluş izni, şube açılışı veya kapasite artış izni almış işletmeler için de geçerli olacak. Bu işletmeler, yeni şartlara uyum için yaklaşık iki yıllık bir geçiş dönemine sahip. Düzenleme öncesinde lisans almış işletmelerin kapasite artış talepleri ise 11 Mart 2026 tarihli "Lisanslı Depo İşletmelerine Kuruluş İzni Verilmesi Hakkında Tebliğ" hükümlerine göre değerlendirilecek.[2]
Kuruluş izinlerinde yeni kriterler
İkinci bir tebliğle lisanslı depo kuruluş izni süreçlerinde önemli değişiklikler yapıldı. Artık kuruluş izni başvurularında ticari ve mali itibar ile güvenirlik esasları dikkate alınacak. Bu kriterlere göre olumsuz değerlendirilen başvurular reddedilecek. Ayrıca, Lisanslı Depoculuk Tazmin Fonu'na yapılan ödemeler, izin başvurularının sıralaması ve değerlendirilmesinde öncelik sağlamayacak. Bu düzenlemeyle, sektöre yalnızca mali açıdan güçlü ve güvenilir işletmelerin girmesi amaçlanıyor.
Tebliğde dikkat çeken bir diğer husus ise teknik altyapı şartları. Çeltik hariç hububat ürün grubunda faaliyet gösterecek işletmelerin depolarını yatay şekilde inşa edemeyeceği belirtildi. Hububat, baklagiller ve yağlı tohumlar için kurulacak tesislerde en az 10 adet çelik silo bulunması zorunlu oldu. Bu şart, ürünlerin güvenli ve sağlıklı koşullarda saklanmasını sağlamak için getirildi.[3]
Kapasite artışı için başvuru süreci
Depo kapasitesini 35 bin tona çıkarmak isteyen işletmelerin, düzenlemenin yürürlük tarihinden itibaren üç ay içinde İç Ticaret Genel Müdürlüğü'ne başvurması gerekiyor. Artırım izni alan işletmelere, iki yıl içinde faaliyet izni alma zorunluluğu getirildi. Öte yandan, kuruluş izni kapasitesinin üzerinde depo ve tesisi bulunan lisanslı işletmelere, aşılan kapasitenin üzerinde olmamak kaydıyla bir defaya mahsus 10 bin tona kadar ek kapasite artış izni verilebilecek.
Sektöre etkileri ve gelecek perspektifi
Uzmanlara göre bu düzenlemeler, tarım ürünleri depolama sektöründe ölçek ekonomisini teşvik edecek ve küçük ölçekli işletmelerin birleşmesini ya da büyümesini hızlandıracak. Özellikle sermaye şartlarının yükseltilmesi, sektöre girişleri sınırlandırırken mevcut oyuncuların mali yapısını güçlendirecek. Ticaret Bakanlığı'nın bu adımı, Türkiye'nin tarımsal ürün ticaretinde güvenilir ve kurumsal bir depolama ağı oluşturma hedefiyle uyumlu görünüyor.
Yeni düzenlemelerin özellikle 2027-2028 döneminde sektördeki yapısal dönüşümü belirleyeceği tahmin ediliyor. İşletmelerin uyum sürecini tamamlaması ve kapasitelerini artırmasıyla birlikte, lisanslı depoculuk sisteminin daha etkin işlemesi ve üreticilerin ürünlerini daha güvenli koşullarda değerlendirmesi bekleniyor. Gelişmelerin, tarım ürünleri piyasasında fiyat istikrarına da katkı sağlaması öngörülüyor.